Menü
Ana sayfa
Portal
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Neler yeni
Featured content
Yeni mesajlar
Yeni profil mesajları
Son aktiviteler
Kullanıcılar
Kayıtlı üyeler
Şu anki ziyaretçiler
Yeni profil mesajları
Profil mesajlarında ara
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Ana sayfa
Forumlar
Üyelere Özel
PSİKOLOJİ
FELSEFE
FELSEFEYİ TANIMLAMAK ve ANLAMAK
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ece" data-source="post: 1716"><p><strong><span style="font-size: 18px">FELSEFEYİ TANIMLAMAK ve ANLAMAK</span></strong></p><p></p><p>Felsefeyi tanımlamak kolay bir iş değildir; çünkü tarihsel ve sosyal etkilerle filozofların ilgileri ve dünyaya bakış tarzları doğal olarak farklılık göstermektedir. Söz konusu farklılık doğal olarak filozofların felsefe anlayışlarına ve felsefeyi tanımlama tarzlarına da yansımıştır.</p><p>Felsefeyi belli bir tanım üzerinden anlamaya çalışmak doğru değildir. Çünkü hiç kuşku yok ki felsefeyi bir tanımla karakterize etmek felsefenin imkanlarını sınırlayacaktır. Ayrıca felsefenin net olarak tanımlanması, onu bir faaliyete veya kemikleşmiş bir disipline indirgeyerek insanları yanlış yönlendirebilir.</p><p></p><p></p><p>Kabul etmek gerekir ki felsefenin özünü ortaya koyacak sınırlayıcı tanımlardan kaçınma felsefenin ruhuna daha uygun düşecektir; çünkü felsefe, olmuş bitmiş düşüncelerin, nihayete erdirilmiş fikirlerin toplamından ibaret değildir.</p><p>Şöyle ki filozofların çoğu felsefeyi, belli bir düşünme tarzı üzerinden dünyayı anlama ve yorumlama olarak tanımlamaktadır. Örneğin büyük Alman düşünürü <a href="https://www.felsefe.gen.tr/karl-marx-kimdir/" target="_blank">Karl Marx</a> (1818-1883) felsefeyi şu şekilde değerlendirmiştir:</p><p></p><p>Böylece Marx, felsefeye bir gaye, erek yüklemiş ve onu da “dünyayı değiştirmek” olarak tanımlamıştır.</p><p>[ATTACH=full]489[/ATTACH]</p><p></p><p></p><p>Felsefenin tanımı ve anlamı, sadece filozoflar arasında değil, kültürden kültüre de değişiklik göstermiştir. Örneğin Antik Yunan’da felsefe, M.Ö. altıncı yüzyılda varlığa, neyin gerçekten var olduğuna ilişkin teorik bir araştırma olarak başlamıştır. Oysa yaklaşık olarak aynı dönemlerde, Doğu’daki düşünürlerin ilgileri daha farklı bir nitelik arz ediyordur. Gene bu dönemde, örneğin Çinlilerin felsefelerinin daha somut ve pratik olduğu söylenebilir. Nitekim Çinli düşünürler felsefeyi, sosyal çevre içinde ahenkli ilişkiler geliştirmenin yolu olarak anlamışlardır.</p><p></p><p><strong>Sokrates</strong> (469-399), felsefeyi bir eleştiri, sorgulama ve karşılıklı bir tartışma faaliyeti olarak anlamıştır ve anlatmıştır. Bu yüzden Sokrates, insan zihnini tembelleştirdiğine inandığı “yazılı söz“e değer vermemiştir. Sonucunda ise fikirlerini ortaya koyduğu yazılı hiçbir şey bırakmamıştır.</p><p></p><p><strong>Sokrates</strong>’in öğrencisi <strong>Platon</strong> (427-347) da bu gelenek içinde yer almıştır. Çünkü o, Akademi’sinde, dışarıya tamamen kapalı bir biçimde felsefe yapmıştır. Burada sadece ortalama okuyucular için birtakım diyaloglar kaleme almıştır. Bu yüzden, hakiki felsefe, kitaplarda veya yazılı metinlerde bulunamaz. Bu gelenek önemli ölçüde Sokrates ve Platon’a dayanmaktadır. Hiç kuşku yok ki bu durum filozoflar tarafından kaleme alınan eserlerin değersiz veya önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Bu eserler ki düşünce dünyamızı zenginleştiren felsefi problem ve fikirlerle doludur. Ayrıca kendi fikirlerimizi inşa etmemizi de yine bu eserler mümkün kılarlar.</p><p></p><p>Ünlü Alman şair ve düşünürü Johann Wolfgang von <strong>Goethe</strong> (1749-1832) “Geçen üç bin yılın hesabını göremeyenler, karanlıkta yollarını bulamazlar; ancak ve ancak günü gününe yaşar, yok olur giderler” derken muhtemelen bundan bahsetmektedir. Fakat her ne denirse densin, felsefe, filozoflar ile onların düşüncelerinin resmî geçidinden ibaret bir şey de muhakkak ki değildir..</p><p></p><p>Kaynak;Felsefe.gen.tr</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ece, post: 1716"] [B][SIZE=5]FELSEFEYİ TANIMLAMAK ve ANLAMAK[/SIZE][/B] Felsefeyi tanımlamak kolay bir iş değildir; çünkü tarihsel ve sosyal etkilerle filozofların ilgileri ve dünyaya bakış tarzları doğal[B] [/B]olarak[B] [/B]farklılık göstermektedir. Söz konusu farklılık doğal olarak filozofların felsefe anlayışlarına ve felsefeyi tanımlama tarzlarına da yansımıştır. Felsefeyi belli bir tanım üzerinden anlamaya çalışmak doğru değildir. Çünkü hiç kuşku yok ki felsefeyi bir tanımla karakterize etmek felsefenin imkanlarını sınırlayacaktır. Ayrıca felsefenin net olarak tanımlanması, onu bir faaliyete veya kemikleşmiş bir disipline indirgeyerek insanları yanlış yönlendirebilir. Kabul etmek gerekir ki felsefenin özünü ortaya koyacak sınırlayıcı tanımlardan kaçınma felsefenin ruhuna daha uygun düşecektir; çünkü felsefe, olmuş bitmiş düşüncelerin, nihayete erdirilmiş fikirlerin toplamından ibaret değildir. Şöyle ki filozofların çoğu felsefeyi, belli bir düşünme tarzı üzerinden dünyayı anlama ve yorumlama olarak tanımlamaktadır. Örneğin büyük Alman düşünürü [URL='https://www.felsefe.gen.tr/karl-marx-kimdir/']Karl Marx[/URL] (1818-1883) felsefeyi şu şekilde değerlendirmiştir: Böylece Marx, felsefeye bir gaye, erek yüklemiş ve onu da “dünyayı değiştirmek” olarak tanımlamıştır. [ATTACH type="full"]489[/ATTACH] Felsefenin tanımı ve anlamı, sadece filozoflar arasında değil, kültürden kültüre de değişiklik göstermiştir. Örneğin Antik Yunan’da felsefe, M.Ö. altıncı yüzyılda varlığa, neyin gerçekten var olduğuna ilişkin teorik bir araştırma olarak başlamıştır. Oysa yaklaşık olarak aynı dönemlerde, Doğu’daki düşünürlerin ilgileri daha farklı bir nitelik arz ediyordur. Gene bu dönemde, örneğin Çinlilerin felsefelerinin daha somut ve pratik olduğu söylenebilir. Nitekim Çinli düşünürler felsefeyi, sosyal çevre içinde ahenkli ilişkiler geliştirmenin yolu olarak anlamışlardır. [B]Sokrates[/B] (469-399), felsefeyi bir eleştiri, sorgulama ve karşılıklı bir tartışma faaliyeti olarak anlamıştır ve anlatmıştır. Bu yüzden Sokrates, insan zihnini tembelleştirdiğine inandığı “yazılı söz“e değer vermemiştir. Sonucunda ise fikirlerini ortaya koyduğu yazılı hiçbir şey bırakmamıştır. [B]Sokrates[/B]’in öğrencisi [B]Platon[/B] (427-347) da bu gelenek içinde yer almıştır. Çünkü o, Akademi’sinde, dışarıya tamamen kapalı bir biçimde felsefe yapmıştır. Burada sadece ortalama okuyucular için birtakım diyaloglar kaleme almıştır. Bu yüzden, hakiki felsefe, kitaplarda veya yazılı metinlerde bulunamaz. Bu gelenek önemli ölçüde Sokrates ve Platon’a dayanmaktadır. Hiç kuşku yok ki bu durum filozoflar tarafından kaleme alınan eserlerin değersiz veya önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Bu eserler ki düşünce dünyamızı zenginleştiren felsefi problem ve fikirlerle doludur. Ayrıca kendi fikirlerimizi inşa etmemizi de yine bu eserler mümkün kılarlar. Ünlü Alman şair ve düşünürü Johann Wolfgang von [B]Goethe[/B] (1749-1832) “Geçen üç bin yılın hesabını göremeyenler, karanlıkta yollarını bulamazlar; ancak ve ancak günü gününe yaşar, yok olur giderler” derken muhtemelen bundan bahsetmektedir. Fakat her ne denirse densin, felsefe, filozoflar ile onların düşüncelerinin resmî geçidinden ibaret bir şey de muhakkak ki değildir.. Kaynak;Felsefe.gen.tr [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Cevap yaz
Ana sayfa
Forumlar
Üyelere Özel
PSİKOLOJİ
FELSEFE
FELSEFEYİ TANIMLAMAK ve ANLAMAK
Üst