Menü
Ana sayfa
Portal
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Neler yeni
Featured content
Yeni mesajlar
Yeni profil mesajları
Son aktiviteler
Kullanıcılar
Kayıtlı üyeler
Şu anki ziyaretçiler
Yeni profil mesajları
Profil mesajlarında ara
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Ana sayfa
Forumlar
Üyelere Özel
PSİKOLOJİ
FELSEFE
Yaşamanın Felsefesi: Her Şey Her Yerde Aynı Anda
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ece" data-source="post: 2017"><p>[ATTACH=full]637[/ATTACH]</p><p></p><p>Bir anlığına kendi bedenimizden çıkıp, yaşadığımız hayata uzaktan bakabilme şansımız olsaydı ne hissederdik? Hatta tüm kainatı, üçüncü bir göz olarak seyredebilme şansımız olsaydı içimizde hangi hisler uyanırdı?</p><p></p><p>Büyük ihtimalle her şey anlamsız gelir, kendimizi bu kocaman evrende ve sonsuz olasılıklar zincirinde önemsiz bir ayrıntı gibi hissederdik. Peki ya aynı anda, farklı farklı evrenlerde bambaşka hayatlar yaşayabildiğimizi görseydik?</p><p></p><p>İşte sorunun cevabı, bu yıl 95. Akademi Ödülleri’nde tam 7 dalda ödül kazanan bilim kurgu filmi <em>Her Şey Her Yerde Aynı Anda</em>’nın konusunu oluşturuyor. Film tam da böyle bir çoklu evrende geçiyor. </p><p></p><p>Esasında filmin, türlü saçmalıklarla dolu olduğunu söyleyebiliriz. Dudak kremi yiyerek çoklu evrenler arasında seyahat etmekten tutun da parmakları sosis şeklinde olan ve ayaklarıyla gündelik işlerini tamamlayabilen insanların oluşturduğu bir evrene kadar pek çok absürt ve bir o kadar komik sahneleri görüyoruz. Kahramanımız Evelyn, çeşitli garip hareketler sayesinde bir evrenden başka bir evrene geçebiliyor. Fakat bu eğlenceli gibi görünen evrenler arası geçiş sayesinde kendi hayatına uzaktan bakabilen ve farklı olasılıkları keşfedebilen Evelyn, filmin devamında kendini bu anlamsız döngü içerisinde sıkışmış bir hâlde buluyor ve adeta Yunan mitolojisinde karşımıza çıkan Sisifos’a dönüşüyor.</p><p></p><p>Albert Camus’nün absürt kavramı</p><p>Hayal kırıklığı, belirsizlik, kaos, sevgisizlik, şiddet… Yaşadığımız çağı özetlemeye kalksak herhalde bu şekilde sıralardık düşüncelerimizi. Deneme, roman ve oyun yazarı Albert Camus, kaosla dolu karmaşık bir dünyada, bireyin içinde bulunduğu bu “absürt” durumdan kaçamayacağını savunduğu düşüncesi ile absürt felsefesinin temellerini oluşturuyor. </p><p></p><p>Camus, insanın mutluluğunu ve hayatın anlamını sorgularken şöyle bir sonuca varıyor: Kaos, toplumsal kurallar, ölüm gibi unsurlar temelde insanın mutlu olmasının önündeki en önemli engellerdendir ve birey ne yaparsa yapsın bu absürtlükten kurtulamaz. Tek çözüm bu absürtlükle yaşamayı kabullenmektir. </p><p></p><p>Yunan mitolojisinde, Yeraltı Tanrısı Hades tarafından cezalandıralan Sisifos’un hikâyesini hepimiz biliyoruzdur. Sisifos, bir tepeye kadar büyük bir kayayı yuvarlama eylemiyle cezalandırılmıştı ancak tepeye her yaklaştığında kaya geri yuvarlanacak ve böylece tekrar tekrar koca kayayı tepeye çıkarmak zorunda kalacaktı. </p><p></p><p>Sonucun değişmeyeceğini bildiği hâlde aynı şeyi defalarca yaparak sonsuz bir çaba sarf eden Sisifos’un tamamen perişan, mutsuz ve kötü bir durumda olduğunu düşünebiliriz. Ancak Camus’ye göre durum sandığımız kadar kötü değil. Sisifos, bir kabulleniş içindeydi ve daima yenileneceğini bildiği bir eylemi tekrarlıyor ve adeta bir başkaldırı düzeni kuruyordu. </p><p></p><p>Eğer hayat anlamsızsa, o zaman neden yaşamaya uğraşalım ki?</p><p>Filmdeki kötü karakterimiz Jobu Tupaki, kendisinin farklı evrenlerdeki versiyonlarını aynı anda deneyimleyebilme yeteneğine sahip. Jobu Tupaki, evrenin tüm olasılıklarını aynı anda görür ve bu koskocaman kainattaki rastgelelikleri, kendisinin ne kadar önemsiz olduğu gerçeğiyle birleştirir. Tüm bu yaşam artık ona “saçma” gelmeye başlar. Hiçbir şeyin bir önemi yoksa, çabalamanın da hiçbir önemi yoktur. </p><p>Jobu Tupaki’nin yaşadığı bu hayal kırıklığı filmde “bagel” olarak temsil edilir. Bagel, yaşamın anlamsızlığından kurtaracak bir yoldur. Bagelin sonsuz mutsuzluğa ve kozmik saçmalığa bir son vereceği düşünülür. </p><p>Filmin kahramanı Evelyn de karakter gelişimini tamamladıktan sonra, Jobu Tupaki gibi kendinin tüm evrenlerdeki versiyonunu deneyimlebilir hâle gelir.</p><p>Mutsuz evliliğini, nefret ettiği işini ve kızıyla sorunlu ilişkilerini sorgular. Tam artık çabalamaya gerek olmadığını düşündüğü sırada eşi Waymond devreye girer. Waymond, kibar ve nazik biridir. Evelyn, tam kendinden vazgeçip intihara yani bagele doğru yürürken, Waymond’ın hayatla nasıl savaştığına dikkat kesilir. Kimseyi incitmeden bir yaşam sürmeye çalışan Waymond’ın hayata yaklaşımı Evelyn’i etkiler ve o da “iyilikle” savaşmanın bir yolunu bulmaya çalışır. Çünkü Evelyn şunu fark etmiştir: Bir kayayı sürekli tepeye çıkarmaya çalışmanın hiçbir anlamı yoktur.</p><p></p><p></p><p>Evelyn hayatı boyunca kendi kayasının ağırlığına odaklanırken , Waymond kendi evrenindeki hikâyesini yeniden yazabileceğini keşfetmiştir. </p><p></p><p>Hayatta istediklerimizle elde edebildiklerimiz arasında daima bir çatışma söz konusudur. Camus’ye göre, Sisifos kayayı itmeye mahkum olsa da, kayayı her ittirişinde sarf ettiği çabayı kendi bakışıyla yeniden tanımlayabilir. Sonunda saçmalığın karşısında yaşamaya devam ederek, Sisifos cezasını kabul eder ve bir zafer elde eder. Evelyn de yok olmaktan son anda uzaklaşarak kendini ve yaşamını yeni şekillerde tanımlamayı başarır.</p><p></p><p>Sisifos ile Evelyn’in hikâyesinde ayrışan çok önemli bir nokta olduğunu unutmamalıyız. Sisifos yalnızdır, Evelyn’in ise eşi ve sevdikleri vardır. Evelyn, insanların canını acıtmadan, sevgi dilini kullanarak savaştığında herkesin ve her şeyin nasıl değiştiğini görür filmde. Asıl önemli olan nokta da budur. Anlaşılmaz, kaotik ve saçmalıklarla dolu bir dünyada, iyilikle, sevgiyle, birbirimize tutunarak ayakta kalabiliriz. Aksi takdirde Joy’un temsil ettiği gibi “her şeyin anlamsızlığı”, bu hayatta bagele doğru yürümemizi de kaçınılmaz hâle getirir. Camus de bunu şu sözlerle anlatıyor:</p><p></p><p>“Ya tüm çırpınmalarını aşan daha yüksek bir anlamı vardır bu dünyanın ya da bu çırpınmalardan başka hiçbir şey gerçek değildir.”</p><p></p><p>Kaynak; Birsen Akyüz</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ece, post: 2017"] [ATTACH type="full"]637[/ATTACH] Bir anlığına kendi bedenimizden çıkıp, yaşadığımız hayata uzaktan bakabilme şansımız olsaydı ne hissederdik? Hatta tüm kainatı, üçüncü bir göz olarak seyredebilme şansımız olsaydı içimizde hangi hisler uyanırdı? Büyük ihtimalle her şey anlamsız gelir, kendimizi bu kocaman evrende ve sonsuz olasılıklar zincirinde önemsiz bir ayrıntı gibi hissederdik. Peki ya aynı anda, farklı farklı evrenlerde bambaşka hayatlar yaşayabildiğimizi görseydik? İşte sorunun cevabı, bu yıl 95. Akademi Ödülleri’nde tam 7 dalda ödül kazanan bilim kurgu filmi [I]Her Şey Her Yerde Aynı Anda[/I]’nın konusunu oluşturuyor. Film tam da böyle bir çoklu evrende geçiyor. Esasında filmin, türlü saçmalıklarla dolu olduğunu söyleyebiliriz. Dudak kremi yiyerek çoklu evrenler arasında seyahat etmekten tutun da parmakları sosis şeklinde olan ve ayaklarıyla gündelik işlerini tamamlayabilen insanların oluşturduğu bir evrene kadar pek çok absürt ve bir o kadar komik sahneleri görüyoruz. Kahramanımız Evelyn, çeşitli garip hareketler sayesinde bir evrenden başka bir evrene geçebiliyor. Fakat bu eğlenceli gibi görünen evrenler arası geçiş sayesinde kendi hayatına uzaktan bakabilen ve farklı olasılıkları keşfedebilen Evelyn, filmin devamında kendini bu anlamsız döngü içerisinde sıkışmış bir hâlde buluyor ve adeta Yunan mitolojisinde karşımıza çıkan Sisifos’a dönüşüyor. Albert Camus’nün absürt kavramı Hayal kırıklığı, belirsizlik, kaos, sevgisizlik, şiddet… Yaşadığımız çağı özetlemeye kalksak herhalde bu şekilde sıralardık düşüncelerimizi. Deneme, roman ve oyun yazarı Albert Camus, kaosla dolu karmaşık bir dünyada, bireyin içinde bulunduğu bu “absürt” durumdan kaçamayacağını savunduğu düşüncesi ile absürt felsefesinin temellerini oluşturuyor. Camus, insanın mutluluğunu ve hayatın anlamını sorgularken şöyle bir sonuca varıyor: Kaos, toplumsal kurallar, ölüm gibi unsurlar temelde insanın mutlu olmasının önündeki en önemli engellerdendir ve birey ne yaparsa yapsın bu absürtlükten kurtulamaz. Tek çözüm bu absürtlükle yaşamayı kabullenmektir. Yunan mitolojisinde, Yeraltı Tanrısı Hades tarafından cezalandıralan Sisifos’un hikâyesini hepimiz biliyoruzdur. Sisifos, bir tepeye kadar büyük bir kayayı yuvarlama eylemiyle cezalandırılmıştı ancak tepeye her yaklaştığında kaya geri yuvarlanacak ve böylece tekrar tekrar koca kayayı tepeye çıkarmak zorunda kalacaktı. Sonucun değişmeyeceğini bildiği hâlde aynı şeyi defalarca yaparak sonsuz bir çaba sarf eden Sisifos’un tamamen perişan, mutsuz ve kötü bir durumda olduğunu düşünebiliriz. Ancak Camus’ye göre durum sandığımız kadar kötü değil. Sisifos, bir kabulleniş içindeydi ve daima yenileneceğini bildiği bir eylemi tekrarlıyor ve adeta bir başkaldırı düzeni kuruyordu. Eğer hayat anlamsızsa, o zaman neden yaşamaya uğraşalım ki? Filmdeki kötü karakterimiz Jobu Tupaki, kendisinin farklı evrenlerdeki versiyonlarını aynı anda deneyimleyebilme yeteneğine sahip. Jobu Tupaki, evrenin tüm olasılıklarını aynı anda görür ve bu koskocaman kainattaki rastgelelikleri, kendisinin ne kadar önemsiz olduğu gerçeğiyle birleştirir. Tüm bu yaşam artık ona “saçma” gelmeye başlar. Hiçbir şeyin bir önemi yoksa, çabalamanın da hiçbir önemi yoktur. Jobu Tupaki’nin yaşadığı bu hayal kırıklığı filmde “bagel” olarak temsil edilir. Bagel, yaşamın anlamsızlığından kurtaracak bir yoldur. Bagelin sonsuz mutsuzluğa ve kozmik saçmalığa bir son vereceği düşünülür. Filmin kahramanı Evelyn de karakter gelişimini tamamladıktan sonra, Jobu Tupaki gibi kendinin tüm evrenlerdeki versiyonunu deneyimlebilir hâle gelir. Mutsuz evliliğini, nefret ettiği işini ve kızıyla sorunlu ilişkilerini sorgular. Tam artık çabalamaya gerek olmadığını düşündüğü sırada eşi Waymond devreye girer. Waymond, kibar ve nazik biridir. Evelyn, tam kendinden vazgeçip intihara yani bagele doğru yürürken, Waymond’ın hayatla nasıl savaştığına dikkat kesilir. Kimseyi incitmeden bir yaşam sürmeye çalışan Waymond’ın hayata yaklaşımı Evelyn’i etkiler ve o da “iyilikle” savaşmanın bir yolunu bulmaya çalışır. Çünkü Evelyn şunu fark etmiştir: Bir kayayı sürekli tepeye çıkarmaya çalışmanın hiçbir anlamı yoktur. Evelyn hayatı boyunca kendi kayasının ağırlığına odaklanırken , Waymond kendi evrenindeki hikâyesini yeniden yazabileceğini keşfetmiştir. Hayatta istediklerimizle elde edebildiklerimiz arasında daima bir çatışma söz konusudur. Camus’ye göre, Sisifos kayayı itmeye mahkum olsa da, kayayı her ittirişinde sarf ettiği çabayı kendi bakışıyla yeniden tanımlayabilir. Sonunda saçmalığın karşısında yaşamaya devam ederek, Sisifos cezasını kabul eder ve bir zafer elde eder. Evelyn de yok olmaktan son anda uzaklaşarak kendini ve yaşamını yeni şekillerde tanımlamayı başarır. Sisifos ile Evelyn’in hikâyesinde ayrışan çok önemli bir nokta olduğunu unutmamalıyız. Sisifos yalnızdır, Evelyn’in ise eşi ve sevdikleri vardır. Evelyn, insanların canını acıtmadan, sevgi dilini kullanarak savaştığında herkesin ve her şeyin nasıl değiştiğini görür filmde. Asıl önemli olan nokta da budur. Anlaşılmaz, kaotik ve saçmalıklarla dolu bir dünyada, iyilikle, sevgiyle, birbirimize tutunarak ayakta kalabiliriz. Aksi takdirde Joy’un temsil ettiği gibi “her şeyin anlamsızlığı”, bu hayatta bagele doğru yürümemizi de kaçınılmaz hâle getirir. Camus de bunu şu sözlerle anlatıyor: “Ya tüm çırpınmalarını aşan daha yüksek bir anlamı vardır bu dünyanın ya da bu çırpınmalardan başka hiçbir şey gerçek değildir.” Kaynak; Birsen Akyüz [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Cevap yaz
Ana sayfa
Forumlar
Üyelere Özel
PSİKOLOJİ
FELSEFE
Yaşamanın Felsefesi: Her Şey Her Yerde Aynı Anda
Üst